Bu çalışmada 13 ve 14. yüzyıllarda Türkistan’da (Orta Asya) bilim ve edebiyat dili olan Harezm Türkçesine ait dil özelliklerini içinde barındıran ve 1313 tarihinde İslâm tarafından yazılmış Mu’înü’l Mürîd adlı eserde isimden isim yapma ekleri incelenmiştir. 407 dörtlükten oluşan ve dinî-tasavvufî öğretilerin yer aldığı eserde isimden isim yapma ekleri fişleme yöntemiyle belirlenmiş ve tasnif edilerek yorumlanmış, çalışma sonunda bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Harezm Türkçesi, İslam dinine yönelen Türklerin yeni kavramları karşılamada ve dinî öğretileri insanlara en sade şekliyle anlatmada büyük bir görev üstlenmiş ve bunu Türkçenin ifade gücüyle ortaya koymuş bir dönemdir. Bu dönem, Oğuzların ve Kıpçakların tam manasıyla dil ve coğrafya olarak keskin bir ayrıma gitmediği bir dönemi kapsaması, eklerin ve kelimelerin belirlenerek günümüz kullanımlarına ve geçmiş şekillerine kaynaklık etmesi bakımından yine büyük bir önem taşımaktadır. Eserdeki tüm isimden isim yapma eklerinin kullanıldığı şekiller tespit edilerek çeşitli karşılaştırmalarda bulunmak ve bu eklerin benzerliklerini/farklılıklarını ortaya koyarak Türkçenin hâlâ tartışılmakta olan konularından yapım eklerine, eserde işlendiği şekliyle farklı bir bakış açısı sunabilmek; Harezm Türkçesinde kullanılan eklerin bugünkü şekillerini yapı ve işlev yönünden karşılaştırarak o dönem özellikleriyle çeşitli kıyaslamalarda bulunmak ve Türkçenin ekler vasıtasıyla ortaya koyduğu anlatım tarzını ve işler hâlini ortaya koymak hedeflenmiştir.
Korozyona maruz kalmış betonarme yapılarının sismik performanslarının tahmin edilmesi geleneksel yapılara göre oldukça zordur. Yapılan bu deneysel çalışmayla birlikte korozyona maruz kalmış betonarme elemanları üzerine yapılacak olan çalışmalara ışık tutulması amaçlanmıştır. Beş adet tam ölçekli betonarme kolonu hızlandırılmış korozyon yöntemi kullanılarak farklı korozyon oranları için paslandırılmıştır. Bu çalışmaya konu olan beş adet betonarme kolonu bu çalışmanın yazarları tarafından yürütülmekte olan TÜBİTAK 3501 ve 116M162 numaralı proje kapsamında üç farklı beton basınç dayanımı (C8, C20 ve C30), iki eksenel yük ve dört farklı korozyon oranı için deneyleri gerçekleştirilen paslandırılmış betonarme kolonlarının başlangıç hasar seviyelerinin tespiti için tersinir yükleme programının ve betonarme kolon hasar indekslerinin tespit edilmesi için yürütülmüştür. Betonarme kolonlarındaki gerçek korozyon oranları yükleme deneylerinden sonra betonarme kolonlarının kırılarak ve içlerinden tüm betonarme donatılarının çıkartılması ile elde edilmiştir. Deneyleri gerçekleştirilen betonarme kolonları sabit eksenel yük altında monotonik yüklemeye tabi tutularak, akma ve nihai yükleri, süneklilik oranları ve enerji yutma kapasiteleri deneysel olarak elde edilmiştir. Yapılan deneysel çalışma sonucunda, monotonik yüklemenin tersinir tekrarlanır yüklemeye göre zayıf yönleri her bir deprem parametresi için değerlendirilmiştir. Elde edilen deneysel sonuçlar doğrultusunda ileriki korozyon çalışmaları için önemli önerilerde bulunulmuştur. Yapılan bu çalışma kapsamında, korozyonun sağlamış olduğu sargı etkisi nedeni ve buna bağlı olarak aderans dayanımdaki artışlar, akma dayanımdaki azalış, süneklik oranları ve enerji yutma kapasitelerindeki artış ve azalışlar nedeniyle korozyona maruz kalmış betonarme elamanlarının değerlendirilmesinde hasar indekslerinin belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
No abstract is provided for this article.
Bu çalışmada Harezm Türkçesinin dil özelliklerini içinde barındıran ve 1313 tarihinde İslâm tarafından yazılmış Mu’înü’l Mürîd adlı eserde fiilden isim yapma ekleri incelenmiştir. Pek hacimli olmayan ve 407 dörtlükten oluşan, dinî-tasavvufî öğretilerin yer aldığı eserde fiilden isim yapma ekleri fişleme yöntemiyle belirlenmiş ve tasnif edilerek betimsel bir bakışla derinlemesine incelenmiş ve bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Türklerin geniş kitleler halinde İslam dinine yöneldikten sonra insanların dinî konulara yoğunlaşma isteğini ve yeni kavramları karşılama, dinî öğretileri insanlara kolayca anlatma sorumluluğu üstlenen Harezm Türkçesi; dönem olarak Türk dilinin engin ifade gücü ve işleyen sisteminin ortaya konduğu bir dönemdir. Yeni kavramların dile yerleştiği bu dönem, eklerin ve kelimelerin belirlenerek günümüz kullanımlarına ve geçmiş şekillerine ışık tutması bakımından yine büyük bir önem taşımaktadır. Bu vesile ile eserdeki tüm fiilden isim yapma eklerinin işlev olarak kullanıldığı şekiller tespit edilerek çeşitli karşılaştırmalarda bulunmak ve Türkçenin hâlâ tartışılmakta olan konularından yapım eklerine, eserde işlendiği şekliyle farklı bir bakış açısı sunabilmek amaçlanmıştır. Tespit edilen eklerin Eski Türkçe ve günümüzdeki özellikleri ile Harezm dönemi özellikleri arasında çeşitli kıyaslamalarda bulunmak ve Türkçenin ekler vasıtasıyla canlı, işler hâlini ve zenginliğini ortaya koymak hedeflenmiştir.
Construction firms are increasingly look:ing for innovative constructional solutions to offer their clients. The innovation potential of the firms depends on their ability to acquife existing knowledge, to Cfeate new knowledge and to make use of it fof the fealization of new constructional solutions. The main objective of this study is to investigate the challenges of innovation through knowledge management (KM) practices in North Cyprus construction industfy. The fesearch focus is to 1) identify the key issues and challenges of innovation that contfibute to successful implementation of KM practices 2) analyze the current initiatives of innovation through KM practices, and 3) assess the effectiveness of innovation initiatives through KM practices in construction contractofs. The fesearch includes an extensive literature study, interviews with managefs on innovation through knowledge management practices in construction, analysis of this infofmation to develop findings, and extending these to pfesent the key dfivefs that could be targeted fof innovation through knowledge management sustainability. The papef commences on undefstanding the contractofs' own processes and detecting theif weaknesses and stfengths, detefmining the strategies and actions that should be made in the long term to adopt innovation and knowledge management practices and helping the North Cyprus construction industry to leam as a whole. The papef concludes how the drivefs of innovation through knowledge management practices can offef benefits to construction contractofs in North Cyprus if appropriate strategies are adopted.
This research deals with the decolourisation of direct azo dye, Direct Blue 71 (DB71), in aqueous solution by means of sonocatalytic, photocatalytic and sonophotocatalytic heterogeneous oxidation processes in the presence of a zinc oxide (ZnO) catalyst. The effect of these oxidation processes under visible light and 20 kHz ultrasound was investigated to study their influence on degradation rates by varying the initial dye concentration, pH and catalyst load and to understand the effect of synergy on the degradation process. The synergistic effect is quantified in terms of a synergy factor which has already been defined in the literature. The highest value of the factor was obtained for a low DB71 dye concentration at pH 5.5, 20 °C temperature and 400 mg L −1 optimum ZnO dosage. Pseudo first-order kinetics were followed for the removal of the azo dye according to the Langmuir–Hinshelwood model. For comparison, the Langmuir–Hinshelwood model was also used for experimental values obtained from the sonocatalytic process, the photocatalytic process and the combination of these processes. The Langmuir–Hinshelwood kinetic model demonstrated consistency in all calculations of the initial rates of degradation with the appropriate values for the reaction rate constant and DB71 dye absorption constant.
User-defined plastic hinge properties obtained experimentally are used to examine the structural behavior of bare, infilled walled frames with and without anchor bars in reinforced concrete (RC) buildings. Experimentally obtained moment-curvature relationships of structural members (i.e., beams and columns) are used to determine the plastic hinge properties of each section. Three building frames are modeled and examined for time-history analysis using 20 ground-motion records. Seismic performance levels of three buildings are analyzed to determine the effects of anchor bars. Limit states at each performance level are defined, and the multi-record incremental dynamic analysis curves are obtained; 16%, 50%, and 84% fractal curves are obtained for each case. Cumulative distribution functions are constructed to summarize the varieties in the roof-drift ratios of three RC buildings with different frame types for design-based and maximum-considered earthquake hazards. It is found that, with an increased spectral acceleration of ground motions, the probability of exceeding the performance levels of infilled walled frames in reinforced buildings is reduced with the help of anchor bars. The increased stiffness of RC buildings with infilled wall frames exhibiting lower ductility is re-gained by the absorption energy of the anchor bars.
Erzincan kent merkezindeki 24 adet mahallede, 2000 yılından önce inşa edilmiş 2 kat ve üstü betonarme-yığma binalar, Erzincan Belediyesi ruhsat kayıtları ve Mekânsal Adres Kayıt Sistemi (MAKS) verileri incelenerek sayı olarak 3199 adet olarak tespit edilmiştir. Askeri binalar analiz çalışmasına dâhil edilmemiştir. Bu çalışmada, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı olarak, sokaktan hızlı bina tarama yöntemleri ile riskli olan yapıların belirlenmesi, bina performans değerlendirmelerinin yapılması, risk haritalarının oluşturulması ve olası bir afet anında güvenli ulaşım yollarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Kat adedine bağlı olarak yapı stoğu yükseklik haritası, saha çalışması sonrası bina performans değerlendirme durum haritaları, afet anında oluşabilecek tahliye ulaşım altyapı analizi, barınma ve toplanma alanlarının odak noktaları ve afet trafik yoğunluğu haritaları hazırlanmıştır. Genel olarak Erzincan il merkezinde Trafik yoğunluğu artırımlı senaryolardan elde edilen sonuçlara göre ana yolları destekleyecek yeni tali yolların imar planı dâhilinde açılması ihtiyacı oluşmuştur.
Deterioration caused by elevated temperatures in the micro and of concrete can lead to serious decreases in the mechanical properties of the material. In this context, it is important to determine the mechanical properties of the materials constituting the structure to assess the current condition of the reinforced concrete structure after the fire. The present experimental study investigates the effects of elevated temperatures (25 °C, 200 °C, 400 °C, and 600 °C) on cubic and prism samples fabricated with two different aggregate types (raw perlite aggregate and traditional coarse aggregate) by considering four different concrete mixtures (C25, C40, P25, and P40). Additionally, the aim is to reveal the usability of a raw perlite aggregate as an alternative to traditional concrete production in facilities that are likely to be exposed to elevated temperature effects. In line with these aims and objectives, experiments and visual observations were conducted before and after exposure to elevated temperatures using both destructive (e.g., compression test and bending test) and non-destructive (e.g., mass loss, UPV, SEM, color, and crack deterioration) methods. The results show that although they initially have similar mechanical properties (e.g., compressive strength), the deterioration in the P25 and P40 samples is more limited with increasing temperature compared to the C25 and C40 samples. Additionally, although the bending strength of the P25 and P40 samples at 25 °C is lower than that of the C25 and C40 samples due to the more limited stress-strain relationship of the perlite samples, it is observed that the specimens with the same compressive strength show similar flexural behavior under the effect of increasing temperature.