Trout is a fish species that is produced widely all over the world and it has an important place \nin the aquaculture industry. For the sustainable development of the trout culture, it is need to \ndetermine how much fish can be stocked per unit volume (carrying capacity). Over-stocking \ncould threaten fish welfare and sustainable use of environmental resources. Estimating of \ncarrying capacity is necessary both to minimize these adverse impacts on fish and \nenvironment, and in terms of sustainable use of water resources. In this study, carrying \ncapacity of a commercial land based trout farm in Koycegiz (Mugla/TURKEY) was \ninvestigated. Two methods were used to calculate carrying capacity and compared with each \nother: “Oxygen requirement based carrying capacity” and “Metabolic waste based carrying \ncapacity”. The mean values of studied water quality parameters that used in calculations were \nmeasured as; 14.12 ± 0.72 °C for temperature, 7.78 ±0.20 for pH, 10.1 ± 0.93 mg/l for \noxygen, 3,05 ± 0,84 m3 s-1 for flow rate. The annual production capacity was calculated \nwith these measured parameters. By the observed data, the carrying capacities of the farm \nwere found respectively with based on oxygen requirement as 538.42 ± 196.22 tonnes; and \nbased on metabolic waste as 1113.4 ± 463.7 tonnes per years. According to the results that \nobtained from the study, there was significant difference between two carrying capacity \nestimation methods. However when the oxygen levels of the water were examined, in some \nmonths the negative values, that could adversely affect the life and growth of the trouts, were \nobserved. Fort this reason, to reduce the limiting effect of the oxygen and reach maximum \ncarrying capacity; it is needed to be integrated oxygenation or aeration systems into the \nproduction ponds. On the other hand, for the sustainable use of the environmental sources in \nthe facilities engaged in production according to the metabolic waste based carrying capacity, \nit is important to use advanced water filtration systems. \nKeywords: Carrying capacity, land-based trout culture, water quality.
Bu çalışmada, Giresun bölgesinde yetişmekte olan karayemiş (Laurocerasus officinalis Roemer, Taflan) meyvelerinin kuruma karakteristikleri üç farklı kurutma yöntemiyle incelenmiştir. Kuruma karakteristiklerinin incelenmesi için kullanılan yöntemler; geleneksel kurutma, mikrodalga (MD) kurutma ve infrared (IR) kurutma sistemleridir. Karayemiş, geleneksel kurutma yöntemiyle 4 gün ortam şartlarına maruz bırakılarak kurutulmuştur. İnfrared ısıtıcı ile yapılan deneylerde 200-500W aralığında 4 farklı dalga çıkış gücünde çalışılmıştır. Mikrodalga kullanılarak yapılan deneylerde 450-700W aralığında 3 farklı dalga çıkış gücünde nem giderimi gerçekleştirilmiştir. Minimum kuruma süresi İnfrared kurutucu için yaklaşık 90 dk, mikrodalga kurutucu için yaklaşık 20 dk civarındadır. Sonuç olarak, en yüksek kuruma hızının mikrodalga kurutucu sisteminde 700W’da bulunmuştur. MD, IR ve geleneksel kurutma yöntemleri ile elde edilen veriler 3 farklı matematiksel modelde denenmiştir. Karayemiş meyvesi için kurutma sistemlerinden Midilli ve Kuçuk modelinin diğerlerine göre daha uygun olduğu belirlenmiştir.
Bu çalışma ile öncelikli olarak Avrupa yayın balığının (Silurus glanis) tam kontrollü olarak üretiminin yapılması, değişik solüsyonlar ve yöntemler kullanarak döllenme ve yaşama oranlarının arttırılması, elde edilecek larvalar ile hem doğal stokların zenginleştirilmesi aynı zamanda Türkiye‘de yetiştiriciliği yapılmayan bu türün Türkiye‘de yetiştiriciliği yapılan türlere ilave yeni bir tür olarak katılımının sağlanması amaçlanmaktadır. Çalışma için Manisa ilinde faaliyet gösteren Gürle ticari alabalık işletmesi kullanıldı. Söz konusu işletmede damızlıklardan elde edilecek yumurtalar ve spermler çeşitli dölleme metotlarından faydalanarak dölleme işlemine maruz bırakılacak ve ardından yumurtalar zuger sistemlerine tekrarlar oluşturulmak suretiyle yerleştirildi. Sonuç olarak, bu çalışmada iki farklı bölgeden farklı yıllarda avlanan yayın balıklarından elde edilen bulguların ışığı altında, üre-tuz solüsyonuyla muamele edilen yumurtalardan sağlanan döllenme, gözlenme ve larva çıkış oranlarının tuz solüsyonu uygulamasına göre daha yüksek olduğu, üre-tuz solüsyonunun 10 dakika ve tuz solüsyonunun ise 10 dakika süre ile uygulanmasının daha başarılı olduğu sonucuna varıldı. Bunun yanında, canlı materyalle çalışmada ortaya çıkan zaman problemi bizimde en büyük engelimiz olarak çıkmıştır. Üreme döngüsünün yılda bir kez gerçekleşmesi ve başarısızlık durumunda bir sonraki yılı bekleme zorunluluğu oluşmuştur. Bu bağlamda son denememizde de yumurta alma, dölleme ve yaşatma etkinliklerinde yaşanacak problemlerin tolere edilebilmesi mümkün olmayacağından proje burada sonlandırılmak zorunda kalınmıştır.